Son günlerde siyasette ilginç geliþmeler yaþanýyor. Mitinglerin de verdiði havayla hareketli günlere tanýk oluyoruz. Tabi demokrasi kurallarý içersinde kalmak þartýyla herkes kendisine yakýn zümrelerle birlikte hareket edebilmeli. Buna kimsenin diyecek bir þeyi yok ama benim endiþem, yine eski hastalýklarýmýzýn nüksetmesi…
Takým tutar gibi parti taraftarlýðý…
Siyaset üzerinden rejim tehlikesi çýðýrtkanlýklarý…
Ve maalesef siyaset ve oy avcýlýðý uðruna kaybettiðimiz ulvi deðerler…
Millet olarak hala bazý deðerleri oturtamadýk gibime geliyor. Partici deðil partili, dinci deðil dindar, laikçi deðil laik, mezhepçi deðil mezhepli..ayýrýmýný iyi yapýp yerli yerine oturtamadýðýmýz müddetçe de bu sýkýntýlar devam edecektir.
Herkesin ve her kesimin mutlaka bilmesi ve özenle korumasý gereken deðerler vardýr ki bunun en baþýnda, bu güzel vatanýn bölünmez bütünlüðü ve buna baðlý temel insan haklarý ve özgürlükleri gelir.
Bu temel düþünceye aykýrý düþen günlük siyasi ve kýsýr çekiþmelerin kimseye bir yararý olmadýðý gibi, birlik-beraberliðimize ve dostluklarýmýza zarar vereceðini düþünüyorum…
Selçuklu sultanlarýndan birisi ölüm döþeðindeyken etrafýna toplanan dört oðluna yaþama dair bir öðüt vermek istiyor; dört tane çubuk getirmelerini istiyor. Gelen çubuklarý oðullarýna daðýtýyor, “Þimdi bu çubuklarý kýrýn!” diyor. Hepsi teker teker çubuklarý kýrýyorlar. Sonra tekrar dört çubuk istiyor, bu dört çubuðun dördünü birden büyük oðluna veriyor ve “dördünü birden kýr” diyor.
Oðlu çubuklarý kýramýyor. Sultan çocuklarýna dönerek diyor ki “Ýþte tek hareket ederseniz bu çubuklar gibi kýrýlýr yok olursunuz, ama dördünüz bir araya gelirseniz kimse sizi kýrýp yok edemez.”
Particilik yaparak, partizanlýk yaparak, takým tutar gibi parti tutarak kýrýlýyoruz. Dahasý çok kalpler kýrýyoruz.
Bunca yýllýk tecrübem ve gözlemlerim sonunda þunu gördüm ki, herkesi kucaklayan, parti taassubu yapmayan insanlar daha çok seviliyor.Öte yandan herhangi bir partinin yýlmaz savunuculuðunu yapan ve diðer partileri þer cephesi gibi gören insanlarýn ise pek sevilmediklerini, kendilerini dar bir çerçeveye hapsettiklerini gördüm.
Birbirlerini ezeli rakip gibi gören, parti menfaatlerini ülke menfaatlerine tercih eden, kendilerini olmazsa olmaz ve Nuh’un gemisi gibi gören politik anlayýþlarla bir yere varýlamayacaðýný hep birlikte gördük ve yaþadýk.
Ne olur artýk þu çarpýk ve tehlikeli, ucuz politikalarý býrakýp ülke menfaatlerini ve ulvi deðerleri ön plana alan politikalar geliþtirelim.
Bu anlamda hepimizin üzerine düþen görevler vardýr. Elbette en baþta politika üreten siyasetçilere büyük iþler düþmektedir.
Ancak unutmayalým ki onlarý da seçen ve temsil etmeleri için gerekli yetkiyi veren vatandaþtýr ve onlara da büyük görev ve sorumluluklar düþmektedir..
Ve yine partilere yön veren, özellikle hükümet kararlarýnýn doðru yönde çýkmasýna yardýmcý olabilecek sivil toplum örgütlerine ve sendikalara yükümlülükler düþmektedir.
Eðri cetvelle doðru çizgi çizilmez. Halk, Hakkýn ve haklýnýn yanýnda olduðu müddetçe, yönetimler de Hakkaniyete yakýn olacaktýr. Bir millet neye layýksa o þekilde idareye müstehak olur.
Demokrasinin en güzel yaný, egemenliðin kayýtsýz ve þartsýz millete ait olmasýdýr. Peki biz millet olarak bunun gerçekten farkýnda mýyýz? Vatandaþ olarak üzerimize düþeni yaptýk da tek sorumlu merci olarak siyasiler mi kaldý? Oy verdiðimiz insanlarý ne kadar denetleyebildik? Seçtiðimiz insanlarýn güzel icraatlarýný ne kadar alkýþlayýp yanlýþlarýný ise ne kadar eleþtirip duyurabildik?
Balýk baþtan kokuyor ama kuyruk da az deðil?



















.jpg)
Almanyanýn Merkez Bankasý Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin ''Almanya Kendini

